24 Kasım Öğretmenler Günü

Burada öğretmenin önemini, okumanın değerini, bilginin gücünü tartışacak değiliz. Yıllardan beri Türk Milleti, eğitime ve eğitim veren insana hep saygı duyar. Hatta çocuğunu okula teslim ederken, “Eti sizin, kemiği benim” der.

Bugün okul olan kurumlarımızın adı, eski yıllarda mektepti. Öğretmenlerimizin ismi de muallimdi. Cumhuriyetten önce Arap harfleriyle okunan ve yazılan eğitim, 1 Kasım 1928 yılında Atatürk’ün önderliğinde Türk alfabesine çevrildi. İşte bu günü de o zamandan beri kimimiz harf devrimi, kimimiz harf inkılabı diye anlattık. Bugünden sonra bu yeni harflerle bir okuma seferberliği başlatıldı. Türk harfleriyle okunup yazılan okullara da Millet Mektepleri denildi. Bu millet mekteplerinde yeni harflerle ilk öğretimi kara tahta başında Atatürk verdi. Böylece Atatürk’e en büyük öğretmen anlamına gelen Başöğretmenlik unvanı da verildi.

Bugün dünyada 5 Ekim 1994 yılında UNESCO tarafından kabul edilen bir Öğretmenler Günü var. Her yıl 5 Ekim’de dünyada bu tarihe atıf yapılarak bir Öğretmenler Günü kutlanır. Başta Suudi Arabistan olmak üzere 12 Arap ülkesinde de 28 Şubat Öğretmenler Günü’dür. Bizde ise 5 Ekim’in haricinde 24 Kasım Öğretmenler Günü vardır. Türkiye’de, 12 Eylül 1980 yılında yapılan bir askeri idarenin işbaşına gelmesiyle çeşitli şekillerde devlet kurum ve kuruluşlarında düzenlemeler yapıldı. Bunlardan biri de Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam zamanında, 1981 yılında (24 Kasım 1928 gününün Atatürk’e Başöğretmenlik verildiği gün) 24 Kasım’ın Öğretmenler Günü ilan edilmesidir. İşte o günden beri her 24 Kasım’da Türkiye’de Öğretmenler Günü kutlanır.

Öğretmen kimdir? Dersek, mesleğini öğretmek için kullanan her kişi öğretmendir. Fakat Osmanlı zamanında “Muallim” denen ve öğretmenler yetiştiren okullara da “Muallim Mektepleri” denilen usul, daha sonra değişmiştir. Öğretmen yetiştiren kurumlar önce köy enstitüsü, sonra öğretmen okulları olmuşsa da zaman zaman öğretmenler yetiştiren kurumlar değişik pozisyonlara girmiş ve bazen de nereden öğretmen yetişeceği bir kavram kargaşası içinde geçmiştir. Çalışanların içinde değişik üniversite mezunlarından, değişik öğretmenler olduğu gibi, bir ara devlet dairelerinde çalışan başka meslekteki insanlar da öğretmenliğe alınmıştır.

Cumhuriyet tarihinde değişik öğretmen tipleri olmuştur. Bunlardan birisi eğitmendir. Daha sonra yukarıda da bahsettiğimiz gibi köy enstitüleri, öğretmen okulları yanında eğitim enstitüleri, yüksek öğretmen okulları gibi okullar yanında fakültelerden de öğretmenliğe geçenler olmuştur. Bir ara lise mezunları fark dersleri vererek öğretmen olmuşlardır. Hatta siyasi niteliklerin öne çıktığı zamanlarda bazı kişilere 3 ayda öğretmen diploması verilmiştir.

Her ne olursa olsun, eğitim ve öğretim ve bunu yapan öğretmen kutsaldır. Özverilidir. Hepimizin dediği gibi, “Öğretmen bir mumdur, etrafını aydınlatırken yanar, biter, tükenir.” Öğretmen bir çocuğa annedir, bir çocuğa babadır. Çocuklar hayatlarında en çok kendini okutan öğretmene saygı duyarlar. Bunu bilmekle beraber, bugün öğretmene hak etmesi gereken değeri verecekler, bunu esirgemektedir. Gerek maddi, gerek manevi olarak öğretmen tam yerini buluyor mu tartışılmaktadır.

Bir de bugün binlerce öğretmenin atanamaması, bunun yanında binlerce öğretmene ihtiyaç olması durumu da her gün kamuoyunda tartışılmasına rağmen bir sonuca varmamaktadır. Ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen gibi kadrosuz, yarını ne olacağı belli olmayan öğretmenler de ayrı bir kanayan yaradır. Bütün buna rağmen atanıp da öğretmen andıyla göreve başlayan bütün öğretmenler, ülkemizin geleceğinin imarıdır. Atatürk’ün, “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” sözünü bütün öğretmenlere vereceğimiz değerle gerçekleştirmek gerekiyor. Atanamayan, çalışan, emekli olmuş tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü kutlar, daha başarılı bir geleceğe adım için öğretmenlerin tüm gayretlerine teşekkür eder, sağlıklar sunarım derken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın geldiği son noktayı da üzüntüyle dile getirmek istiyorum. Binlerce eğitim fakültesi öğretmeninin KPSS’lerde rezil olması seyredilirken, bir de diplomaların bir köşeye atılıp, yeniden önlerine eğitim akademisi gibi bir okulun mecburi hale getirilmesi velileri de perişan ediyor. Binlerce öğretmen ne yapacağını şaşırmışken, yeniden öğretmen olabilmek için Milli Eğitim Akademisi’ne hazırlanacaklar ama bunun da yolu, yordamı ne olacak, bir türlü belli değil. Öğretmenine elindeki diplomayı hiçe sayarak yeniden başka yollar gösteren ve verdiği her sözün arkasında durmayan bir Milli Eğitim idaresi artık Türkiye’yi hüsrana sokmuş durumda. Buradan anlıyoruz ki, geleceğin garantisi yok. Herkes kendine göre tutturduğu bir yolda, öğretmenlerin ve velilerin ne yapacağını şaşırtan bir seyir, denizde fırtınaya kapılmış bir gemi gibi hale gelmiştir.

https://twitter.com/SilifkeGazetesi
Share

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir